kendi duyarsızlığında boğmak seni... gözyaşlarında el çırparak hayatın tadını çıkartmak çabasıyla dalgalandırmak umarsızca ruhunun mahremiyetini... çocuk heyecanları uyandırıp içinde kırıvermek sonra aniden oyuncaklarını mahsun, yaşlı gözlerinin önünde... durmak öylece iki adım uzağında tutmak isterken sen sana doğru gelir gibi uzaklaşmak senden... yüreğimi yumuşatamamanın burukluğunu tattırmak... kalbime giden yolda bile bile kaybedip bir kobay caresizliği ile kendi zihninde şaşırtmak seni... konuşmak için tutuştuğun, gözüne uyku girmediği zamanlarda taş kesilmek, sağır taklidi yapmak çaresizliğine caresizlik katmak... kendini tanımanın yetersizliğini hissettirerek beni anlama çabalarını sonuçsuz bırakarak 'ben geldim dediğin de', sana giriş kapısı yerine zihnimde ki uçurumun kapısını açarak düşmene göz yummak... sorduğunda niye diye,o kapıdan geçmeseydin demek... bana olan inancını ve sevgini yitirmeme çabalarını kendi hapishanene dönüştürmek... duvarlar üzerine üzerine gelirken kilitlemek kendi zihnin de seni... tüm umdunu yitirene dek hırpalamak seni... isyanın yanı başında sinsice güldüğü anda tatlı tatlı aynı gönül çelen tebessümle tutmak ellerini... sonunda demelisin ki; boktan şeyle bunlar! aşk, şiir, içli haller bir an tatmin eder fahişe tam üzerindeyken çeker gider.
all bad poetry is sincere
ReplyDelete-kisses
isyanlardan sonra gelmeliydi mükafat (göünül çelen tebessüm),
ReplyDeleteoysa ellerimi tutuğunda isyan bitmişti, hastalık son bulmuştu, ateşim buza dönmüş, buz sönmüş, hiçbir mana etmiyen duygular yer etmişti benimde.
istediğin gibi olsun dedi;
taş kesilmeni, sağır taklidi yapmanı kıskançlıkla selamlıyorum dedi buzun içinde sönmeyen korlar ense kökünde direniyor.